KATEGORİ

GÜZEL YAZILAR - 3

                                         AYIN YAZISI

Dünyanın gerçek bir yer olduğunu düşünmüyorum. Dünyaya değil, rüyaya inananlardanım. Rüyadayız ve uyanacağız. Sonrasında her şey çok daha güzel olacak ya da olmayacak.

Şu da var: Hazreti Muhammed"e "iki cihan peygamberi" derken, meselenin buradan ibaret olmadığını da söylemiş ve kabul etmiş oluyoruz.

"Huzur İslam"da" deniliyor. Doğrudur. Fakat bu sözün, burası için değil, orası için geçerli olduğuna inanıyorum. Her gün şu kadar yakıcı ve yıkıcı şey olurken, bir Müslüman"ın huzur içinde yaşaması mümkün mü? Değil.

Açıkçası, bu dünyada peşinden koşmaya değecek bir şeyin olduğuna inanmıyorum. İkinci otobüsün olmadığını bilsem bile, birincisinin peşinden koşmam.

Dil bahsini de unutmayalım. Dünyanın dilini bilmiyorum ve öğrenmeye de niyetli değilim. Çünkü bu dil, az harf ve çok rakamdan oluşuyor. Rakamlar, ağırlık yapar. Bize söylenen, ağırlıklarımızdan kurtulup öyle gelmemiz yahut gitmemiz.

Yasin suresinin elli sekizinci ayetinde, "Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır" buyruluyor. Kendi adıma, sadece bu selamın peşindeyim.

Yaşama gerekçem, Hay ve haysiyet.

***

Şu anda tam olarak hatırlamıyorum. Bir hatıratta okumuştum. Seksen yaşını geride bırakmış bir edebiyatçı, "öleceğime üzülmüyorum, fakat doğmasaydım üzülürdüm" diyordu.

Bu ifadenin beni götürdüğü yer, "heves" kelimesidir. Dünyaya geliyor veya gönderiliyor, hevesimizi alıp gidiyoruz. Az-çok.

Gözleri görmeyen birinin gezmeye gitmesini düşünün. Belki de böyle bir şey.

Sonuç olarak, şairin dediği gibi: Biz gidiyoruz dünya, sen çok yaşa e mi?

İnsanın hükmü, ancak gitmeye geçiyor.

İşte: Doğduğum vakit, dünya, dört buçuk milyar yaşındaydı. Geldim, gidiyorum, dünyanın yaşını hâlâ dört buçuk milyar olarak kayıtlara geçiriyorlar.

Bu kadar basit.

***

Bütün bunları niye yazıyorum? Açıklayayım: Dünyaya ait hiçbir şey, bir insanın kalbini kırmaya değmez. Tekrar ve tekrar söyleyelim; değmez.

"Amellerin en hayırlısı ise bir müminin gönlüne sevinç sokmaktır."

Fakat çevremize bir bakalım: İş ortamlarına, siyaset sahnesine, sanal dünyaya...

Siyasi ikbal uğruna insanları kırarak ve kullanarak ilerleyenlere dikkat edin. Hizmetten, Allah rızasından bahsediyorlar.

Ahlak diyenden ahlaksızlık, merhamet diyenden merhametsizlik gördük, görüyoruz. Çok acı.

Sanal ortamları biraz kurcalayın. Müstear ismin yıkıcılığına sığınan din kardeşlerimiz, durmadan yaralayıcı "iş"lere imza atıyorlar. Kötülük yapmak, dünya tarihi boyunca, herhalde hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Pusu kurmak bile ciddi bir emek isterken; sosyal medya üzerinden insanları karalamak, gönülleri yormak, sadece saniyeler alıyor.

Aliya İzzetbegoviç, "hayat, inanan ve salih amel işleyenlerin dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur" diyor. Hakikaten öyle.


********


BİRAZ TEFEKKÜR




*********


                          BİR HAYAT

* Fakir bir ailede dünyaya geldi.

* Babası okuma yazma bilmezdi.

* Okula gittiği günlerin sayısı 1 yılı bile bulmadı. Bu süre içerisinde ancak heceleyerek okumayı ve iki kere ikinin kaç ettiği gibi basit hesapları öğrendi. Okula giderken kalemi kâğıdı olmadığı için, kömür parçalarıyla tahtaya yazarak derslerini yapardı.

* Bakkal çıraklığı yaparken boş vakitlerini kitapla değerlendirdi. Geceleri kulübesinde ateşe çam dalları atarak alev ışığında kitap okurdu.

* 10 yaşında annesini kaybetti.    

* 21 yaşında işini kaybetti. 

* 24 yaşında işini tekrar kaybetti. 

* Dört çocuğundan üçü küçük yaşlarda öldü.  

* 27 yaşında sinir krizi geçirdi. 

* 34 ve 36 yaşında kongre seçimlerini kaybetti. 

* 38 yaşında eyalet seçimlerini kaybetti.

* 47 yaşında başkan yardımcılığı seçimlerini kaybetti.

* 49 yaşında senato seçimini kaybetti.

* 52 yaşında ABD başkanı oldu.

Onun adı Abraham Lincoln’dü. “Köleliği kaldıran başkan” olarak tarihe geçti.

Başarısızlık yoktur. Azim ve gayret vardır. Zira biz zafere değil, sefere memuruz. Biz azim ve gayretle çalışacağız, zafer mi, onu Allah bilir.
Şunu da unutmayın, Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez...


BİR DE BUNLAR VAR: